28 Ağustos 2011 Pazar

Çok güzelsin, gitme dur




Sahne fotoğrafları: Gülriz Sururi, Bir an gelir
Haldun Taner fotoğrafı: Anonim



Haldun Taner’in eserlerini sever misiniz? Ben bayılırım. Günümüzün kimi çok satan yazarlarında olduğu gibi, çekici yardımı gerekmez kitaplarını okurken. Duru, sıcacık Türkçesi, engin bilgisi ile zahmetsizce taşır okuyucuyu farklı dünyalara.

Geçenlerde müjdeli bir haber aldım. Haldun Taner’in en güzel oyunlarından biri, Keşanlı Ali Destanı Eskişehir’de yeniden sahnelenecekmiş bu yıl.
Oyun ilk kez 1964 yılında, Gülriz Sururi-Engin Cezzar tiyatrosunda buluşmuştu Türk seyircisiyle ve dev oyuncuları, Yalçın Tura'nın müzikleri, kurgusuyla benzersiz bir başarı elde etmişti.

Gülriz Sururi “Kıldan İnce, Kılıçtan Keskince” adlı özyaşam öyküsünde renkli kalemiyle o günleri bize yeniden yaşatıyor. İlk geceye kadar hazır olamayan dekorların, geç kalan müzik partisyonlarının yarattığı yürek çarpıntısı; oyuncuların yaşanan aksaklıklar karşısında kenetlenerek, morallerini bozmadan oyunu kanatlandırıp uçurmaları ve daha neler neler. Seyircilerin dinmeyen alkışları kulaklarımızda çınlıyor bu sayfaları okurken.



Benim kuşağım yaşı gereği ilk oyunu görecek kadar şanslı olmasa da, Genco Erkal yönetmenliğinde 1988 yılında mini dizi olarak çekilen televizyon yapımını seyretme fırsatını yakaladı. İlk kadronun neredeyse tamamının yer aldığı bu yapımın macerası da diğerinden geri kalmıyor. *Bir an gelir, Gülriz Sururi

TRT’nin bitmeyen bürokrasisi, eski kadroyu toplama güçlükleri derken, gerçek bir sanat ve tiyatro dostu olan Rektör Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen’in kucak açmasıyla çekimler Eskişehir Anadolu Üniversitesi platolarında gerçekleştirilir.

İşte bu sonbaharda, başarılı şehirciliği ve aydınlığı ile Türkiye'ye örnek
olması gereken Eskişehir’i ziyaret etmek için güzel bir neden daha. Hayatımızdan günbegün hoyratça çalınan, çağdaşlığı simgeleyen değerlerimize, Taner usta gibi, “çok güzelsin gitme dur” deme cesaretini göstermek için de…

21 Ağustos 2011 Pazar

İnsan ve Müzik, Müzik ve Sokak








Fotoğraf: Pixar stüdyoları 'One Man Band'
Kısa filmi izlemek için: http://youtu.be/8phAb3vHF98
Güncel araştırmalar insanın müzikle olan ilişkisinin anne karnındayken başladığını gösteriyor. http://www.e-gebelik.net/gebelik_genel_bilgiler/anne_karninda_muzik.asp Bebekler kalp atışları ve hareketleriyle annenin vücut seslerine ve dış dünyadan gelen seslere tepki veriyorlar. Ninniler, çocuk şarkıları ve türlü türlü müzikler eşlik ediyor küçük insanın büyülü büyüme yolculuğuna. Müzik yalnızca bireysel boyutta değil, insanın toplumsallaşmasında da çağlar boyu önemli bir rol oynuyor. (Müzik Tarihi, İlhan Mimaroğlu; Müzik Tarihi, Ahmet Say)http://www.idefix.com/kitap/muzik-tarihi-ilhan-mimaroglu/tanim.asp?sid=MIJOMY53FM4IR8FXTZH4
http://www.idefix.com/kitap/muzik-tarihi-ahmet-say/tanim.asp?sid=E9JG6R77UT2T5YDHQ0W5
Yeni doğanlar müzikle kutsanıyor, ölenin arkasından ağıtlar yakılıyor, kanla kazanılan savaşlar müzikle destanlaşıyor, tanrılara müzikle yakarılıyor.
Zorlu koşullarda yaşamını sürdüren günümüz şehir insanı ise onu müziğe yaklaştıran yepyeni teknolojik yardımcılara sahip. Evlerde konser salonu kalitesinde müzik dinlemeyi sağlayan elektronik aletler, müziği cebe sığdıran müzikçalarlar, hafızasındaki milyonlarca müzik dosyasını bir tuşla önüne getiren internet siteleri ve daha niceleri… Bununla beraber, müziğin en çok tat verdiği bir yer var ki, bu aralar ciddi bir tehdit altında, sokaklarımız. İnsanla, sanatla yaşam bulan sokaklarımız. Bizleri ayıran, birleştiren, canımız sıkıldığında boyunca yürüyüp derin bir nefes aldığımız, yalnızlığımızdan kaçtığımızda kalabalıklara kavuşturan sokaklarımız ve bunun uzantısı olan meydanlarımız. Gelişmiş yabancı ülkelerin sokakları ve meydanları sanatçıları kucaklar; Paris Montmartre ressamlarından http://www.flickr.com/groups/montmartre/ ; Venedik, serenat yapan gondolcularından http://www.flickr.com/groups/venice/ ayrı düşünülebilir mi?
Toplumsal alanlar elbette ki belli kuralları beraberinde getirir, ancak kurallar toplumu oluşturan bireylerin yaratma, paylaşma özgürlüğünü elinden almak yerine, bunu düzenlemek için var olmalıdır. Gerçek bir sanatsever, sokağın daimi sakinlerinin huzurunu kaçırmadan, müziğin ve sanatın sokaklarda yaşama hakkını sonuna kadar savunmalıdır. https://webserver.beyoglu.bel.tr/web/guest/15
Sokak müziğine tahammül edemeyenleri düşünüyorum da, bir ninni olsun mırıldanan olmadı mı acaba kulaklarına bebekken?

17 Ağustos 2011 Çarşamba

17 Ağustos Marmara Depremini Hatırlıyor musunuz?



Fotoğraf: Anadolu Ajansı Fotoğraf Haberleri Müdürü Abdurrahman Antakyalı
Depremi hatırlıyor muyuz? Yaşadığımız evi tanıyor muyuz? Önlemler ve ilk yardım konusunda hazırlık yaptık mı? UNUTMAYALIM, deprem öldürmüyor, binalar ve ihmalkarlık öldürüyor... Hayatını kaybeden canları saygıyla anıyoruz... O günleri yaşayan bir gencin kaleminden http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=28329 Can Dündar'ın deprem belgeseli http://www.youtube.com/watch?v=EI-NLI0sO9M&feature=share Ekmekli dede fotoğrafının hikayesi http://www.stargazete.com/pazar/ve-bu-karelerle-zaman-durdu-haber-207791.htm